01 Ocak 2008 Salı

FOTOĞRAF YARIŞMALARI ÜZERİNE…

Günümüz şartlarında bir amatör fotoğrafçının eserlerini, fotoğraf dünyasına göstermesinin 4 farklı yolu vardır. Bunlardan birincisi İnternet’teki paylaşım siteleridir. (Daha sonraki bir yazımda bu konuya genişçe yer vereceğim) İkincisi ise sergi açmasıdır. Ancak ülkemiz koşulları söz konusu olduğunda; bu iş için ayrılması gereken bütçenin azımsanmayacak kadar fazla olması, her amatör fotoğrafçı için büyük bir sorun teşkil etmektedir.. Çünkü orta halli bir serginin dahi 2-3 bin YTL. gibi azımsanmayacak bir bütçe gerektirmesi, birçok amatör fotoğrafçıyı sergi açmaktan vazgeçirmektedir.

Üçüncü yol ise sürekli yayınlarda herhangi bir şekilde fotoğrafının yayınlamasıdır ki; bu da her amatör fotoğrafçı için mümkün değildir. Çünkü ülkemizdeki sürekli yayınların sayısının azlığı ve bu yayınlara devamlı olarak fotoğraf çeken profesyonel fotoğrafçıların fazlalılığı düşünüldüğünde bu yayınlarda fotoğraflarının çıkması her amatör fotoğrafçıya nasip olmamaktadır.

Dolayısıyla geriye sadece tek bir yol kalmaktadır. O da “fotoğraf yarışmaları” dır. Her amatör fotoğrafçının yarışma kurallarına uyduğunda katılma şansına sahip olduğu fotoğraf yarışmaları, bugüne kadar, bu satırların yazarı da dahil olmak üzere birçok amatör fotoğrafçının fotoğraf sahnesine çıkmasına olanak vermiştir. Hatta bu fotoğrafçılardan birçoğu bugün hayatını profesyonelce fotoğraf çekerek kazanmaktadır ki; bunun en büyük nedeni fotoğraf yarışmalarında elde ettiği tecrübedir. Dolayısıyla bugün yeniden fotoğrafa başlayacak olsam ilk yapacağım iş iyi bir portfolyo oluşturduktan sonra fotoğraf yarışmalarına katılmak olacaktır.

Ancak bu yarışmalarda ortaya çıkan bazı sıkıntılar da vardır. Hepimiz gözlemlemekteyiz ki; son yıllarda düzenlenen fotoğraf yarışmalarında bir artış söz konusudur. Gerek yerel yönetimler, gerek sivil toplum örgütleri, gerekse özel kurumlar arka arkaya fotoğraf yarışmaları düzenlemektedirler. Bunun özellikle iyi bir gelişme olduğunu ve yürekten desteklediğimi ifade etmek isterim. Ancak artan sayıdaki bu yarışmaların ortaya çıkardığı bazı gerçekleri de burada belirtmek gerekir.

Bunlardan birincisi bu yarışmalarda artan ödül miktarının yarışmacıları prestijli yarışmalardan soğutmasıdır. Özellikle bu ülkenin en prestijli 3 fotoğraf yarışmasından biri olan Altın Kamera gibi fotoğraf yarışmasına, 50-60 civarında katılım olurken, büyük ödülü 5.000 YTL olan bir fotoğraf yarışmasına 400 – 500 civarında katılım olması düşündürücüdür. Bu tip yarışmalara defalarca katılan ve yüzlerce ödül alan bir insan olarak olaya fotoğrafçı gözüyle baktığımda; amatör fotoğrafçının gerek ekipmanını geliştirmesi, gerekse fotoğraf çekmek için yaptığı harcamaları karşılamak için bu tip yarışmalara girmesini doğal karşılıyorum ve destekliyorum. Ama unutmamalıdır ki bunlar sadece maddi ödüllü yarışmalardır. Sadece amatör fotoğrafçının cebini doldurur. Ama “Altın Kamera”, “Şinasi Barutçu Kupası” ve “Sami Güner Kupası” gibi yarışmalar bir prestij ve kariyer yarışmalarıdır. Nasıl ki Oscar, Altın Portakal, Atın Ayı ödüllerİ bir sinemacı için çok önemli bir kariyer basamağı ise, yukarıda saydığım yarışmalar da bir amatör fotoğrafçı için aynı değeri taşır. Benim görüşüm; hem maddi ödüllü yarışmalara hem de prestijli yarışmalara da katılmalı şeklindedir.

Bu tip yarışmaların ortaya çıkardığı diğer gerçek ise yarışma jürilerinin her nedense hep aynı kişilerden oluşması ve yarışmacıların bu jürilere göre fotoğraf göndermesidir. Çünkü benim de yaşadığım bir gerçek vardır. O da şudur; amatör fotoğrafçı bir fotoğraf yarışmasına katılmadan önce jüri üyelerini inceler ve jüri üyelerinin daha önce ne tip fotoğraflar seçtiğini tespit ederek ona göre kendi fotoğraflarını seçer ya da o yarışma için o jüri üyesinin stiline göre fotoğraf çekip yarışmaya gönderir. Bu da yarışmacıyı kendi fotoğraf stilinden uzaklaştırarak jüri üyelerine göre fotoğraf üretme yoluna iter ki, bu da kuşkusuz bir fotoğrafçının yaşayabileceği en büyük trajedidir. Onu fotoğraf adına kişiliksizleştirir.

Çünkü bir amatör fotoğrafçının en büyük hedefi, belli bir konu etrafında üretim yaparak yıllara dayanan bir performans ile kendi fotoğraf tarzını yaratmasıdır.. Oysa başka insanların hoşlandığı fotoğrafları çeken bir amatör fotoğrafçı her ne kadar birçok ödül kazansa da, tek karı aldığı maddi ödüler olacaktır. Oysa belli bir konuda çalışan ve kendi tarzını yaratan amatör bir fotoğrafçının karşısına çıkan yarışmalara portfolyasından seçtiği fotoğrafları göndermesi hem kendi projesinin gelişmesine hem de kendi tarzının olgunlaşmasını sağlar.

Son yıllarda yapılan yarışmalarla ilgili diğer bir sıkıntı ise, bu yarışmaların düzenlenmesinde ortaya çıkan sıkıntılardır. Hepimizin de bildiği gibi uzun uğraşların sonucunda kuruluşunu tamamlayan Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonumuz bu konudaki en yetkin kurum olması gerekirken, bu etkinliğini tam olarak oturtamamıştır. Dolayısıyla var olan boşluğu doldurmaya çalışan bazı özel kurumlar, yarışma düzenleme işinde belli bir merkez olmuşlardır. Doğal olarak bu tip işlerin Federasyon gibi tek bir merkezde toplanması birçok kişi tarafından kabul edilmemektedir.

Ancak madalyonun görünmeyen diğer bir yüzü vardır. O da; Federasyondan destek numarası alınmadan yapılan yarışmaların sonuçlarında yaşanan sıkıntılara çare bulacak ya da muhatap olacak kurumun olmamasıdır. Ben de dahil olmak üzere; alamadığımız ya da çok geç aldığımız ödüllerimiz, söz verildiği halde geri gönderilmeyen ya da korumasız gönderildiği için zarar gören fotoğraflarımız, şartnamede yer aldığı halde isimsiz yayımlanan fotoğraflarımız ile ilgili yarışmayı düzenleyen kurumlara yapmış olduğumuz başvurular cevapsız kalmaktadır. Hatta bu konuda mahkemelik olan amatör fotoğrafçılarımız dahi vardır. Dolayısıyla bu tip yarışmaların Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu çatısı altında yani destek numarası alarak yapılmasında büyük fayda vardır.

Birçok amatör fotoğrafçıyı rahatsız eden diğer bir konu ise injekt baskıların yarışmalara kabul edilmemesidir. Halbuki fotoğraf bir sonuç işlemidir. Eğer yarışmacı son teslimini bir kağıt yüzeyine yapmışsa bunun jüri tarafından injekt ya da kimyasal işlem olarak farklı değerlendirilmesinin bir anlamı yoktur. Çünkü neredeyse fotoğrafçıların tamamı baskılarını kendileri yapmamaktadırlar. Dolayısıyla baskının injekt ya da kimyasal olmasının fotoğrafçıyı değerlendirmek açısından bir yararı da yoktur. Çünkü hiçbir jüri üyesi herhangi bir fotoğrafı değerlendirirken “bu fotoğrafı fotoğrafçı basmış” diye fazla puan vermez ya da “bu fotoğrafı fotoğrafçı basmamış” diye az puan vermez.

Diğer bir sorun ise birçok şartnamede var olan “daha önce herhangi bir yarışmada derece alan ya da sergilenen fotoğraflar yarışmaya katılamaz” maddesidir. Çoğunlukla, ödül almış bir fotoğrafın jüriyi etkileyebileceği varsayılarak konulan bu şartın çağın gerisinde kalan bir yasaklama olduğu bilinmelidir. Batıda böyle bir uygulama yapılmamaktadır. Çünkü ödül alan bir fotoğrafın başka bir yarışmada da ödül alması kadar doğal bir sonuç yoktur. Bu kural aslında şartnameyi hazırlayanların fotoğraf üretiminin kolay olması yönündeki yanılgısından kaynaklanmaktadır. Oysa fotoğrafın üretim süreci kısa olsa da tasarım süreci uzundur. Çünkü üretim süreci burada sadece bir process (pozlandırma ile görüntünün ortaya çıkması)’dir. Üretimin esas yeri tasarımdır ki; bu süreçte fotoğrafçının yaratıcılığına dayanır. Bu da çok kolay olan bir işlem değildir. Nasıl ki bir ressam tuala resmini çizmeden önce kafasında bir tasarım yapıyorsa, fotoğrafçı da üretimine geçmeden önce o kadrajı nasıl ve hangi odak uzaklığı ile fotoğraf makinesine aktaracağını tasarlar.

Kabul edersiniz ki, bu yazıdaki görüşlerim benim yaklaşık 14 yılık, yarışmalara yarışmacı ya da jüri üyesi olarak katılmam ile elde ettiğim tecrübelerimin bir yansımasıdır. Bu satırları okuyan birçok kişi bu görüşlerimin bazılarına ya da tamamına katılmayabilirler. Bunu doğal karşılıyorum. Ama benim buradaki amacım; sorun olarak gördüğüm -ki bire bir konuştuğum birçok amatör fotoğrafçı bu düşüncelerime katılıyor- olguları, daha geniş bir okuyucu ile paylaşmak ve bir tartışma zemini açmaktır.

Bu makale, PHOTOWORLD dergisinin 3.sayısında yayımlanmıştır.

16 Kasım 2007 Cuma

FEDERASYONLAŞAN FOTOĞRAF DERNEKLERİNİN TÜRK AMATÖR FOTOĞRAFÇILIĞINDA ÜSTLENDİĞİ ROL

FOTOĞRAFIN BULUNUŞU
1826 yılında Fransız sahne dekoratörü Joseph Niepce’in ilk fotografik görüntüyü elde etmeyi başarmasının ardından, kendisi ile ortaklık kuran yine Fransız olan sahne dekoratörü Jacques Daguerre’ın 1839 yılında kendi adını verdiği Daguerreotype sistemini geliştirmesi, fotoğraf teknolojisine farklı bir boyut getirdi. Aynı yıl Fransız Bilimler Akademisi’nde, başkanlığını Francis Arago’nun yaptığı toplantıda Daguerreotype’ın kabulü ve ardından “sayın baylar doğa ışığın yardımıyla bir yüzeye monte edildi” şeklindeki Arago’nun tarihi açıklamasıyla fotoğrafın bulunuşu tüm dünyaya duyuruluyordu.

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA FOTOĞRAFIN DUYURULUŞU
Fotoğraf, 1839 yılında Fransa’da ilan edilmesinden hemen sonra Osmanlı İmparatorluğu sınırları içersine girdi. Aynı yıllarda Osmanlı İmparatorluğu yönetsel anlamda birçok problemle uğraşırken ve matbaa gibi modern bir buluşa yıllarca sırt çevirmişken, fotoğrafı hemen benimsiyordu. Sanki, matbaadaki hatasını fotoğrafta telafi etmeye çalışıyordu. Takvim-i Vekayi gazetesinin 28 Ekim 1839 (19 Şaban 1255) tarihli ve 186 numaralı sayısında fotoğrafın bulunuşu haberinin yayımlanması ve ardından Pera’da ardı ardına açılan fotoğraf stüdyoları, fotoğrafın imparatorluk üst yönetimi tarafından da desteklendiğini gösteriyordu.

OSMANLI İMPARATORLUĞU VE CUMHURİYET DÖNEMİNDE AMATÖR FOTOĞRAFÇILIK
Osmanlı İmparatorluğu döneminde amatör fotoğrafla ilgili çalışmalar vardı ancak, 1876 Birinci Meşrutiyet Anayasası’nda dernek kurma özgürlüğünün bulunmamasından dolayı herhangi bir fotoğraf derneği ya da örgütlenme olmadı. 1908 Meşrutiyet Anayasası ile çıkan kısmi dernek kurma hakkının da, ülkenin içinde bulunduğu ağır koşullar ve kültür yapısının özelliğinden dolayı Cumhuriyet dönemine kadar kullanılmadığını görmekteyiz. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte kabul edilen ilk Anayasa olan 1924 Anayasası, dernek kurma özgürlüğünü halkına tanımıştı. Cumhuriyet dönemi ile birlikte her alanda olduğu gibi sanat ve kültüre büyük ilgi başladı. 1932-1950 yılları arasında, yurt çapında 63 ildeki 478 Halkevlerini bilginin, sanatın, kültürün paylaşıldığı yerler olarak görüyoruz. Bir neslin harmanlandığı Halkevleri, ulusal bilince sahip kültürlü insanların yetişmesinde önemli katkılar sağladı. İlk fotoğraf çalışmaları Halkevlerinde başladı. Kurslar, sergiler ve yarışmalar düzenlendi. Fotoğraf tarihimize önemli katkılarda bulunmuş birçok kişi bu kurslardan yetişti. Halkevleri’nin dershaneler ve kurslar şubeleri bu bakımdan daha da önemli oluyordu. Halkevleri’nin temel sloganlarından biri “Halkevlerine gel bildiğini öğret, bilmediğini öğren” oluyordu. Çünkü, bu şubeler esas olarak az bilinen, bir avuç seçkinin elinde olan ya da bilinmeyen meslekleri öğretmeyi amaçlıyordu. Fotoğrafçılık, geniş kitlelerin kolayca ulaşamayacağı mesleklerden biriydi. İnsanların fotoğrafçılığı öğrenebilmesi için tek seçenekleri az sayıdaki fotoğrafhanelere gitmekti. Oysa bu pratik olarak olanaklı değildi. O nedenle Halkevleri bu görevi uzun zaman üstlendi. Halkevlerinin kapatılması ile ortada kalan insanlar daha sonraları kurulacak olan derneklerin kurucuları oldular.

AMATÖR DERNEKLERİN KURULMASI
Amatör fotoğrafçılar, Halkevlerinin dışında 1950 yılında dernekleşerek ilk kez örgütlenme yoluna gittiler. 1950 yılına kadar kişisel çabalar ve imkânlar ile belli bir şablona oturmaya çalışan amatör fotoğrafçılık, anılan yılda Şinasi Barutçu’nun önderliğinde dernekleşti. Şinasi Barutçu, (1906-1985), Cumhuriyet dönemi fotoğraf çalışmalarının gelişmesine önemli katkılar sağladı. 1926’da İstanbul Muallim Mektebi’nde “İş-Resim Muallimi” olarak göreve başladı. 1928’de Almanya’ya giderek Köln ve Bonn’da eğitim gördü. 1932’de Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü’nde yazı, grafik sanatlar ve fotoğraf öğretmenliği yaptı. İlk fotoğraf derneği olma özelliğini taşıyan TAFK’ı ( Türkiye Amatör Foto Kulübü) 1950’de kurdu. Bu derneği, o günkü adıyla Erenköy Amatör Fotoğraf Kulübü, yani bugünkü adıyla İFSAK’ın (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) kurulması izledi. Başlangıçta sadece çekilen fotoğrafların paylaşıldığı bir ortam olan dernek çatısı, sonraki yıllarda yeni gelen fotoğrafa meraklı insanlara eğitim vererek ve daha sonrasında ise ortaya çıkan eserleri geniş halk kitleleriyle paylaşıma kadar genişletti. İfsak’ın kahve köşelerinde ve muhallebicilerde yapılan yönetim kurulu toplantılarından sonra daimi bir yere kavuşması, diğer derneklerin kurulmasına örnek oldu. 1977 yılında Ankara’da AFSAD (Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği) ve 1979 yılında Adana’da AFAD (Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği ) kuruldu. Bu dernekleri daha sonra sayıları 20’ye varan dernekler izledi.

AFAD (Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği / Adana)
Üye Sayısı : 90
AFSAD (Ankara Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği / Ankara)
Üye Sayısı : 211
ANFAD (Antalya Fotoğraf Amatörleri Derneği /Antalya)
Üye Sayısı : 70
BANFAD (Bandırma Fotoğraf Amatörleri Derneği / Balıkesir)
Üye Sayısı : 31
BASAF (Balıkesir Fotoğraf Sanatı Derneği / Balıkesir)
Üye Sayısı : 44
BUFSAD (Bursa Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği / Bursa)
Üye Sayısı : 124
EFOS (Erciyes Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği / Kayseri)
Üye Sayısı : 31
EFOT (Edirne Fotoğraf Amatörleri Derneği / Edirne)
Üye Sayısı : 74
FOTO FORUM (Trabzon Fotoğraf Amatörleri Derneği / Trabzon)
Üye Sayısı : 58
FOTOGEN (Fotoğraf Sanatı Derneği / İstanbul)
Üye Sayısı : 44
FSK (Fotoğraf Sanatı Kurumu /Ankara)
Üye Sayısı : 163
GAFSAD (Gaziantep Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği / Gaziantep)
Üye Sayısı : 40
İFOD (İzmir Fotoğraf Amatörleri Derneği / İzmir)
Üye Sayısı : 87
İFSAK (İzmir Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği / İstanbul)
Üye Sayısı : 404
KASK (Kocaeli Fotoğraf Sanatı Derneği / Kocaeli)
Üye Sayısı : 60
KONFAD (Konya Fotoğraf Amatörleri Derneği / Konya)
Üye Sayısı : 50
MFD (Mersin Fotoğraf Derneği / Mersin)
Üye Sayısı : 77
ZEYFOD (Zeytinli Fotoğraf Amatörleri Derneği / Balıkesir)
Üye Sayısı : 25

Başlangıçta bu dernekler tarafından verilmeye başlanan fotoğraf eğitimi, Türk amatör fotoğrafçılığının gelişiminde etkin rol oynadı. Birçok fotoğraf sanatçısı, tanıtım ve haber fotoğrafçısı bu derneklerin çatısı altında yetişti ve piyasada yer edindi. Türkiye’de ilk fotoğraf eğitimi verilen üniversite düzeyindeki eğitimin 1978 yılında başladığı düşünüldüğünde; TAFK, İFSAK ve onu takip eden derneklerin uzun süre nasıl bir yükü omuzladıklarını daha net anlaşılabilir. İlerleyen yıllarda ardı ardına kurulan fotoğraf dernekleri, fotoğraf eğitiminde Halkevlerinden aldıkları eğitim bayrağını sırtladılar. Eğitimle kalmayıp liderliğini İfsak’ın yaptığı “FOTOĞRAF GÜNLERİ” kavramını Türk Fotoğrafına 1985 yılında kazandırdılar. Bu arada bu dernekler kendi aralarında da örgütlenme çalışmalarına başlayarak başlangıçta FDÇK (Fotoğraf Dernekleri Çalışma Kurulu) ardından TFDB (Türkiye Fotoğraf Sanatı Dernekleri Birliği) daha sonra ise, TFSF (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu) çatısı altında birleştiler

FDÇK VE TFDB’NİN KURULMASI
Şinasi Barutçu’nun; Federasyonun kurulması için diğer illerde de fotoğraf dernekleri kurmak için çalıştığı o tarihlerde bilinmektedir. Yine fotoğrafın duayenlerinden Baha Gelenbevi’nin de böyle bir arzusu olduğunu yakın çevresinden biliyoruz. Bu misyonu taşıyan o yıllarda da çok aktif olan Prof. Mehmet Bayhan, bu görevi ilk üstlenen kişi olarak görülmekte. FDÇK öncesi ve oluşumunda, işi kurallara bağlayan, hazırlayan ve öneren de Prof.Mehmet Bayhan oldu... Amatör dernek sayısının ve fotoğraf çalışmalarının artması ile o tarihteki İFSAK başkanı da olan Prof. Mehmet Bayhan önderliğinde AFAD’dan Dr.Sefa Ulukan ve Abdülkadir Kaçar, AFSAD’dan Kemal Cengizkan bir araya gelerek Türkiye Fotoğraf Dernekleri Federasyonu kurma çalışmasına başladılar. 1961 Anayasasında federasyonlaşmayı engelleyecek herhangi bir hüküm bulunmamaktaydı. Federasyonun taslağı Prof. Mehmet Bayhan tarafından hazırlandı. Organizasyon ve çalışma şekli belirlenmişti ki 12 Eylül darbesiyle çalışmalar durdu. Dernekler kapatıldı. 1982’de kabul edilen Anayasada ise Federasyonlaşma için “kamu yararına en az üç dernek” olması koşulu aranmaktaydı. “Kamu yararına çalışan dernek” olma kararını verme yetkisini ise Anayasa tarafından, Bakanlar Kurulu’na verilmekteydi. O ana kadar kurulmuş olan derneklerin böyle bir özelliği yoktu. Yani hiçbiri kamu yararına dernek değildi. Her şey sil baştan tekrar başladı. Mevcut dernekler Fotoğraf Federasyonu olarak bir araya gelemeseler de çeşitli toplantılarda ortak kararlar almaya başladılar. 1987 yılında başlayan toplantılar özellikle 1990 yılından sonra düzenli olarak FDÇK (Fotoğraf Dernekleri Çalışma Kurulu) adı altında yapıldı. Bu kurulun Genel Sekreterliğini 1995 yılına kadar Dr.Sefa Ulukan yaptı. 1995 yılında FDÇK Genel Sekreterliğine Prof.Mehmet Bayhan getirildi. Dernek temsilcileri, Fotoğraf Dernekleri Çalışma Kurulu, adı altında yılda bir kaç kez bir araya gelerek ortak çalışma planları yapıyor, Altın Kamera Fotoğraf Yarışmasını geliştiriyor, Federasyon tüzük taslağı çıkartıyor, fotoğraf yarışmaları için standartlar geliştiriliyor, fotoğraf dünyamızdaki durumları değerlendiriyor ve derneklerin ortak tavrını belirliyordu. Bu tarihten sonra FDÇK’nın çalışmalarında verim arttı ve toplantıya katılan dernek sayısında önemli artışlar oldu. 1998 yılında FDÇK’nın adı Türkiye Fotoğraf Sanatı Dernekleri Birliği (TFDB) olarak değiştirildi. Genel sekreterlik görevini Prof.Mehmet Bayhan, 2001 yılına kadar sürdürdü. 2001 yılında Özcan Taras Genel Sekreterlik görevini devraldı. TFDB çalışma ilkelerinin son şeklini 2001 yılında belirledi ve bu ilkeler doğrultusunda çalışmalarını 30 Mayıs 2003 tarihinde Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu kuruluncaya kadar sürdürdü.

TFSF TÜRKİYE FOTOĞRAF SANATI FEDERASYONU’NUN KURULUŞU
Türkiye'de ilk defa bir sanat dalı federasyonuna kavuştu. Uzun yıllardır kurulması için büyük çaba harcanan ve değiştirilen yeni Medeni Kanunun 2002 yılının başında yürürlüğe girmesi ile başlatılan çalışmalar tamamlandı ve Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF), kurucusu dernekler olan AFAD Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği, ANFAD Antalya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği, BANFAD Bandırma Fotoğraf Amatörleri Derneği, BASAF Balıkesir Sanat Fotoğrafçıları Derneği, E-FOT Edirne Fotoğraf Sanatı Derneği, FOTOFORUM Fotoğraf Sanatı Derneği – Trabzon, FOTOGEN Fotoğraf Sanatı Derneği – İstanbul, FSK Fotoğraf Sanatı Kurumu – Ankara, GAFSAD Gaziantep Amatör Fotoğraf Sanatı Derneği, İFOD İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği, İFSAK İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği, KASK Kocaeli Fotoğraf Sanatı Derneği, KONFAD Konya Fotoğraf Amatörleri Derneği ve MFD Mersin Fotoğraf Derneği ile 30 Mayıs 2003 tarihinde tüzel kişiliğine kavuştu. İlk Başkan olarak da TFDB’nin Genel Sekreterliğini yürüten Özcan Taras seçildi.

TFSF VE FOTOĞRAF DERNEKLERİNİN KISA VADEDE YAPMASI GEREKENLER
1959 yılında başlayan serüven, önce FDÇK (Fotoğraf Dernekleri Çalışma Kurulu), ardından TFDB (Türkiye Fotoğraf Sanatı Dernekleri Birliği) ve nihayetinde TFSF (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu) ile son buldu. Ancak esas sorunlar bundan sonra başlamakta. Çünkü bugüne kadar tüzel kişiliğin oluşmamasından dolayı ortaya çıkan sorunlar, net bir şekilde çözümlenemiyor ya da üzerinde anlaşma sağlanamıyordu. Federasyonlaşmayla birlikte oluşan yaptırım gücü ve kurumsal güç, bugüne kadar soğutularak beklemeye alınan birçok önemli konunun ve projenin çözümüne yardımcı olacak ortamı da oluşturdu. Türk Fotoğraf Sanatı Federasyonunu, bazı önemli görevler beklemekte... Bunlara kısaca göz atarsak;

1-Fotoğraf malzemesini salt fotoğraf sanatının aracı olarak görmeyip, fotoğrafı disiplinler arası bir malzeme olarak da kullanılabileceğini kitlelere anlatmak ve öğretmek,
2-Fotoğrafın gerek belge, gerekse sanatsal boyutunu kullanarak, toplumumuzda bakan değil gören nesiller yetişmesine katkı sağlamak,
3-Uluslararası ortamlarda Türk Fotoğraf sanatını başarı ile temsil etmek için bu platformda açılacak kişisel ve karma sergiler için uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak,
4-Türkiye'de fotoğraf sanatının gelişmesi ve güçlenmesi için yapılacak çalışmalara öncülük etmek, bu konuda yapılacak bilimsel çalışma ve araştırmalara maddi destek sağlamak,
5-Çoğu amatörün yaptığı üzere, fotoğrafı sadece belgesel fotoğraf potasında eritmeyip, fotoğrafın deneysel kulvarının da kullanılabilirliğini kitlelerle paylaşmak,
6-Derneklerin, eğitim programlarını sadece kursiyerlere verilen eğitimlerle sınırlamayıp, ilkokul düzeyinde de bu tip bir eğitimin verilmesi yönünde Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak projeler üretmek, bu tip çalışmalara öncülük etmek,
7-Verilmekte olan dernek çatısı altındaki eğitimi formel hale getirerek, tüm derneklerde aynı formda bir eğitim verilmesi yönünde çalışmaları yürütmek ve projeyi hayata geçirecek akademisyen ve usta eğiticilerden oluşan bir komisyonu kurmak,
8-Fotoğrafın ülke çapında paylaşımını en iyi sağlayan etkinliklerden biri olan fotoğraf yarışmalarının yaygınlaşmasını sağlayacak önlemler almak,
9-Genç yeteneklerini ön plana çıkaran festival, bienal ya da trienal gibi etkinlikler düzenlemek, dernekleri bu konuda cesaretlendirmek,
10-Yine genç yeteneklerin ortaya çıkarılması ile ilgili çalışmalar yapmak ve bu yetenekli gençlerin projelerine maddi destek vermek,
11-Fotoğraf konusunda ön lisans, lisans ve lisansüstü eğitim veren üniversiteler ile ortak çalışmalar düzenleyerek, akademisyenlerden projelerine bilgi desteği sağlamak,
12-Bugüne kadar aksatılan fotoğraf yayıncılığı konusunda gerekirse başrol oynamak, yayıncılığın öncülüğünü yaparak eksik olan literatürü tamamlamak konusunda girişimlerde bulunmak,
13-Bugünkü TFSF verilerine göre üye derneklerde kayıtlı bulunan 1683 üye sayısını hızla batı standartlarına çıkartmak bu amaçla projeler üretmek,
14-Bugün Türk fotoğrafındaki en büyük sorunlardan biri olan dernekler arasındaki kopukluğu düzeyli bir koordinasyon ile sağlamak,
15-Fotoğraf yarışmalarında ortaya çıkan itirazları değerlendirmek üzere bir etik kurul ya da hakem kurulu oluşturmak,


KAYNAKÇALAR
AK, Seyit Ali “Fotoğrafın İzinde Kırk Yıl” Fotoğrafevi Yayınları, 1.basım İstanbul, 2004
BAYHAN, Mehmet http://www.fotograf.net/alanderinligi/SinasiBarutcu/ “15. Fotogen- Şinasi Barutçu Kupası,Yarışmalarda Seçici Kurullar ve Bir Çağrı”
GÖKÇEN, Ali İhsan http://www.tfsf.org.tr/federasyon_1.html “Federasyonu Kuruluncaya Kadarki Türkiye’de Amatör Derneklerin Gelişimi ve Federasyonun Kurulma Süreci, Türkiye’de Amatör Fotoğraf Dernekleri”
İSTANBUL Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK) http//www.ifsak.org.tr
http://www.insankaynaklari.com/CN/ContentBody004.asp?BodyID=1990 “TFSF (Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu)”
http://www.tfsf.org.tr/federasyon_2_1.html “Fotoğraf Sanatı Federasyonuna Kavuştu”
KANBUROĞLU, Özer “Basında Haber Fotoğrafı Kullanımı” Ankara Gazeteciler Cemiyeti Yayını, 1.basım, Ankara, 2002
KAYA, Hürü “Halkevlerinin Etkinlikleri İçinde Fotoğrafın Kullanımı ve Yeri (1932-1951) -2” Fotoğraf Dergisi sayı 60, İstanbul, 2005
MERSİN Fotoğraf Derneği http//www.mfd.org.tr “Basın Duyurusu”
ÖZTUNCAY, Bahattin “Dersaadetin Fotoğrafçıları”, Koç Kültür ve Sanat adına AYGAZ A.Ş. Yayını, İstanbul, 2004
ÖZENDES, Engin “Osmanlı İmparatorluğu’nda Fotoğrafçılık”, İletişim Yayınları, İstanbul,1985
TÜRKİYE Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) “http//www.tfsf.org”

Bu makale, Erzurum Atatürk Üniversitesi tarafından 2005 yılında düzenlenen "SANATTA ANADOLU AYDINLANMASI ULUSAL SANAT SEMPOZYUMU"nda, bildiri olarak sunulmuştur.

FOTOĞRAF SANATÇILARININ ESERLERİNİN KULLANIMINDA ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR VE TÜRKİYE FOTOĞRAF ESERLERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ’NİN KURULMASININ ÖNEMİ

Fotoğraf, matbaada olduğu gibi bulunuşundan yıllar sonra değil, hemen 2 yıl sonra 1843’te Osmanlı İmparatorluğu’na girmiştir. O dönemde İmparatorluk üst yönetiminin de desteği ile varlığını daha da sağlamlaştırmış ve Cumhuriyetin ilanından sonra da gelişimini hızla sürdürmüştür. Dolayısıyla fotoğrafçılık mesleği de bu sürecin arkasından ortaya çıkmıştır.

Özellikle 19. yüzyılın 3.çeyreğinde İstanbul^da Pera’da ortaya çıkan stüdyo fotoğrafçılığına 1960’lı yıllarda ülkemizde gelişen sanayi ile birlikte yeni bir fotoğrafçılık dalı daha eklenmiştir. 1968 yılında itibaren başlayan bu meslek dalının adı “Tanıtım Fotoğrafçılığı”dır. Yaşar ATANKAZANIR, Haluk DOĞANBEY ve Haydar VOLKAN ile başlayan süreç, 80’li yıllarda fotoğraf okullarından mezun olan fotoğrafçıların da bu kadroya dahil olması ile portre fotoğrafçılığı da gelişmiştir. 1978 yılında açılan ilk fotoğraf okulu ile birlikte bu okulların bugünkü sayısı (lisans, ön lisans dahil) 14’tür.

MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü
DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü
MARMARA ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü
YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ
Sanat ve Tasarım Fakültesi, Fotoğraf ve Video Programı
BİLGİ ÜNİVERSİTESİ
Sanat ve Tasarım Fakültesi, Fotoğraf ve Video Bölümü
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf ve Grafik Sanatları Bölümü
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü
VAN YÜZÜNCÜYIL ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü (Henüz öğrenci almıyor)
ERZURUM ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü (Henüz öğrenci almıyor)
BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf ve Video Bölümü
HALİÇ ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf ve Video Bölümü
OKAN ÜNİVERSİTESİ
Güzel Sanatlar Fakültesi, Fotoğraf Bölümü
ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ
Meslek Yüksekokulu, Fotoğraf Programı
KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ
Meslek Yüksekokulu, Fotoğraf Programı

Ve bu okullardan her yıl yaklaşık olarak 300 civarında öğrenci mezun olmaktadır. Bu okullardan mezun olan öğrenci sayısının bugün 1300 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu sayıya bu mesleğe yapan ancak bu tip bir eğitimden geçmemiş bu işi profesyonelce sürdüren 800’ü fotoğraf odası üyesi yaklaşık 18.000’i aşkın hiçbir yerde kaydı olmayan tanıtım fotoğrafçısı ve stüdyo fotoğrafçısı da eklendiğinde sorunun ciddiyeti daha iyi anlaşılmaktadır. Ancak bu kadar çok üyesi bulunan bir meslek grubunun haklarını ve yasal olanaklarını kanun önünde savunan bir birlik ya da kuruluş yoktur.

Var olan “Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği” ve stüdyo fotoğrafçıları için kurulmuş “Fotoğraf Sanatkarları Odaları”nı bir kenara bırakırsak bu kadar geniş bir meslek grubunu temsil edecek bir birlik bulunmamaktadır. Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği’nin kendilerine üye olan 80’e yakın kişiye hizmet ettiği düşünüldüğünde fotoğraf eserleri sahiplerinin bu konudaki yalnızlığı daha net ortaya çıkmaktadır. Aslında bu yalnızlık sadece fotoğraf alanı ile sınırlı olmayıp eser üreten resim, heykel, müzik, sinema sanatçıları ve edebi eser üretenler için de geçerlidir.

Ancak son yıllarda yapılan düzenlemelerle neredeyse fotoğraf dışındaki tüm eser üreten eser sahipleri kollanmış ancak fotoğraf konusunda yeterli mesafe alınamamıştır. Çünkü ülkemizde meslek birliklerinin kuruluşu dünya örneklerine baktığımızda, oldukça geç olmuştur. “Fikir ve Sanat Eserleri” kanunumuz 1951 yılında, meslek birliklerinin kuruluşunu öngörmüş ise de yaklaşık 30 yıl içinde ne eser sahipleri tarafından ne de hükümetler tarafından meslek birliği kurma yönünde bir girişim olmamıştır. Bunun üzerine 5846 sayılı yasanın 42'inci maddesi 1983 yılında değiştirilmiş ve 2936 sayılı yasa ile 4 adet meslek birliği kurulmuştur.

Bunlar;
İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği),
MESAM (Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği),
GESAM (Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği),
SESAM (Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği)' dır.

1983 tarihli düzenlemede, eser sahiplerinin, kanunla kurulan bu meslek birlikleri dışında başka bir meslek birliği kurmasına izin verilmemiştir. Aslen meslek birliklerinin tek olması halinde eser sahiplerinin haklarını daha güçlü olarak koruyacağı tartışmasız ise de mevcut meslek birliklerine yöneltilen eleştirilerin yoğunluğu karşısında 5846 sayılı yasanın 42'inci maddesi 1995 yılında yeniden değiştirilmiş ve aynı alanda birden fazla meslek birliğine kuruluş imkanı tanınmıştır. Yine 1995 tarihli yasa değişikliği ile bağlantılı hak sahiplerinin hakları da Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nun koruması kapsamına alındığından, bağlantılı (komşu) hak sahiplerinin de meslek birliği kurabilmelerine imkan tanınmıştır.

Meslek birlikleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca hazırlanan ve Bakanlar Kurulunca onaylanan tüzük ve tip statüye uygun olarak kurulmaktadır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu gereği hak sahibi olan eser sahipleri ve bağlantılı hak sahipleri tarafından kurulan Meslek birliklerinin temel görevleri;

-Üyelerinin ortak çıkarlarını korumak,

-Üyelerine kanunla tanınmış haklarının idaresini ve takibini sağlamak,
-Üyeleri adına hakların idaresi ve takibiyle ilgili ücretleri tahsil etmek,
-Bu ücretleri belirlenen esaslar doğrultusunda üyelerine dağıtmak, şeklindedir.

Bu kuruluşlardan örnek olarak aldığımız, Türkiye Musiki Eserleri Birliği, Belgesel Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği, Güzel Sanat Eserleri Sahipleri Birliği ve Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliklerinin tüzüklerine baktığımızda kendilerine verilen yetkiye dayanarak üyelerinin telif hakları ve kanuni haklarını kullanmak amacıyla kuruldukları anlaşılmaktadır. Belgesel Sinema Eserleri Sahipleri Birliği’nin tüzüğünün 2. maddesinde
“BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği'nin amacı, üyelerinin sanatsal, sosyal, ekonomik, yasal özlük haklarına sahip çıkmak, mali ve manevi haklarını korumak, geliştirmek ve mesleğin saygınlığını koruyup geliştirmek ve üyeleri arasında birlik ve dayanışmayı sağlayarak yeni belgeselciler, belgesel sinemacılar, yönetmenler, yapımcılar, belgesel özgün müzik bestecileri, senaryo ve diyalog yazarları yetiştirerek, sinema ve belgesel sinema mesleki standartlarını oluşturmak ve eser sahiplerinin ortak çıkarlarını korumak, haklarını izlemek, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsili ile hak sahiplerine dağıtımını sağlamaktır.” denmektedir. Yine Sinema Eserleri Sahipleri Birliği’nin tüzüğünün 3. maddesinde “Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği'nin amacı: sinema filmleri, video filmleri, TV filmleri, dizi filmler, öğretici, teknik, bilimsel, tanıtım mahiyetli filmler, kısa ve uzun metrajlı filmler, sinematografik eser mahiyetindeki reklam filmleri, "görsel", "görsel-işitsel" sunumlar taşıyan sinematografik eser mahiyetli eserler, güncel filmler, bilimsel teknik veya bedii nitelikte projeksiyon dia pozitifleri, hülasa, film şeridi, video bant, disk, disket, video cd, lazer disk, dijital kayıt, bilgisayar ortamı (vb.) hangi taşıyıcı ortama ve kayıt formatına tespit edilmiş veya edilecek olursa olsun yasalarımıza göre "sinema eseri" veya "sinematografik eser" sayılacak her türlü eserin eser sahipleri ve/veya mali hak sahiplerinin ortak çıkarlarını korumak, kollamak, haklarını izlemek, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsili ile hak sahiplerine dağıtımını sağlamaktır.” denmektedir.

Buradan da anlaşılmaktadır ki; bu birlikler eser sahiplerinin hakkını koruma konusunda, fotoğrafla ilgili var olan federasyon ya da derneklerden daha farklı bir şekilde yapılandırılmışlardır. Nitekim Fotografya adlı sanal ortamda yayımlanan fotoğraf dergisinin 9. sayısında kendilerini anlattıkları yazıda; Profesyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği, 1987 yılında Tanıtım Fotoğrafçılarını birbirine yakınlaştırmak, ilişkilerini pekiştirmek ve sektör için gerekli rekabet ortamının geliştirilmesi amacı ile kurulduğunu, Türkiye’de yapılan Tanıtım Fotoğrafçılığı'nın dünya standartlarını yakalaması için üyelerine her türlü desteği ve fotoğraf alanında hizmet veren kuruluşlarla arasındaki diyalogu geliştirmek için çeşitli sergi ve yıllıklarla bunu desteklediklerini, bu bağlamda son dönemlerde düzenli yayımladığı yıllığı ile Tanıtım Fotoğrafçılarını ve bu alanda hizmete ihtiyacı olan sektörleri optimum düzeyde karşı karşıya getirdiğini, dernek çatısı altında ve dernek tüzüğünün verdiği yetkilerle tanıtım fotoğrafçılığının ülkemizde tanınması, korunması ve gerekli değerin verilmesi için çalışmalarına çeşitli etkinliklerle devam edeceğini belirtmişler ancak, üyelerinin fotoğraf hakları ve telifi üzerinde net ve ısrarlı bir şekilde durmamışlardır. Yine sektörün diğer bir sivil toplum örgütü olan Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu da kuruluş amacında açıklarken aynı şekilde davranarak üyelerinin fotoğraf hakları ve telifi üzerinde net ve ısrarlı bir şekilde durmamışlardır. Federasyon kuruluş amacında; “1987 yılından bu güne kadar önce FDÇK (Fotoğraf Dernekleri Çalışma Kurulu), sonra TFDB (Türkiye Fotoğraf Sanatı Dernekleri Birliği) adları altında birlikteliklerini ve çalışmalarını sürdüren Fotoğraf derneklerinin, Federasyonlarına kavuşmanın ardından 16 yıllık birlik deneyimi ve kazandığı resmi sıfat ile artık daha güçlü ve sistemli olarak Türk fotoğrafının gelişmesine, geniş kitlelere ulaşmasına, ulusal ve uluslararası platformlarda daha etkin temsil edilmesi için çalışmalarına devam edeceklerini” belirtmelerine rağmen telif hakları ve fotoğrafın kullanımı ile ilgili net bir ifade yer almamıştır.

Yine aynı federasyonun tüzüğünün “m” maddesinde “Fotoğraf çalışanlarının haklarının korunması ve fotoğraf sanatının gelişmesi amacıyla ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmaları kurallarının düzenlenmesinde yardımcı olur, denetler, destekler ve seçici kurullara üye önerir. Türkiye’de düzenlenen ulusal ve uluslararası fotoğraf yarışmalarının belirli standartlarda gerçeklemesi amacıyla yarışma ilkeleri oluşturur, bunların uygulanmasını teşvik eder. Yarışmalara uygunluk onayı verir, sonuçlarını izler ve belgeler. Kurallara uyulmadığında uyarır ve yaptırım uygular.” şeklinde düzenlemiş ve ayrıca ”m” maddesinde de; “Fotoğraf üretenlerin haklarını korumak amacıyla fotoğraf telif hakları ile ilgili gerekli çalışmaları ve bilgilendirmeleri yapar.” demiş ancak bu konuda fotoğraf eserleri sahiplerinin uğradığı haksızlıklara taraf olarak müdahalede bulunacağını ya da bu haklarını kanunlarla koruma altına alacağı konusunda net bir açıklama getirmemiştir. Çünkü yasal olarak bu yetkiye sahip değildir. Bununla birlikte alttaki listede bulunan meslek gruplarının içine fotoğrafın da dahil edildiği bir birliğin olmaması bu konudaki eksikliği daha da belirgin bir hale getirmiştir. Bu birliklere kısaca göz atacak olursak;

İlim / Edebiyat Eser Sahipleri
BESAM. Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği

ILESAM. Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği;
EDİSAM. Edebiyat ve İlim Eseri Sahipleri Meslek Birliği

Müzik Eser Sahipleri
MESAM. Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği
MSG. Müzik Eseri Sahipleri Grubu Meslek Birliği

Sinema Eseri Sahipleri
SETEM. Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği
SESAM. Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği
BSB Belgesel Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği

Güzel Sanat Eseri Sahipleri
GESAM. Türkiye Güzel Sanat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği

Müzik Yapımcıları
MÜYAP. Müzik Yapımcıları Meslek Birliği

İcracı Sanatçılar
MÜYORBİR. Müzik Yorumcuları Meslek Birliği
OYUNCUBİR Oyuncular Meslek Birliği.
SESBİR. Seslendirme Sanatçıları Meslek Birliği
TOMEB. Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği.

Radyo - Televizyon Yayıncıları
RATEM. Radyo Televizyon Yayıncıları Meslek Birliği · Film Yapımcıları
TESİYAP.Televizyon ve Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği şeklindedir.

Yukarıdaki listeden de görüleceği üzere fotoğrafla ilgili herhangi bir birlik kurulmuş birliklerin içinde yer almamaktadır. Bu sonuçlarda göstermektedir ki; TÜRKİYE FOTOĞRAF ESERLERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ’nin acilen kurulması fotoğraf eseri sahiplerinin başta telif hakları olmak üzere ortak çıkarlarını korumak, kollamak, haklarını izlemek, alınacak tazminat ve telif ücretlerinin tahsili ile ilgili eksikleri gidermek gerekliliği açıkça görülmektedir. Belgesel Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Güzel Sanat Eserleri Sahipleri Birliği ve Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliklerinin tüzükleri ve çalışma şekli bu konuda FOTOĞRAF ESERLERİ SAHİPLERİ MESLEK BİRLİĞİ’nin kurulmasına örnek teşkil edecek birliklerdir.

KAYNAKÇALAR
(ÇEVRİMİÇİ)http://www.fotografya.gen.tr/issue-9/platform.html
(ÇEVRİMİÇİ)
http://www.kulturturizm.gov.tr/telifsinema/
BelgeGoster.aspx? F6E10F8892433CFFFE5C29E16A7
D38089DBA976EC9F13FF8
(ÇEVRİMİÇİ)http://www.sesam.org/turkce/modules.php?name=Content&pa=showpage&pid=4
(ÇEVRİMİÇİ)
http://www.bsb.org.tr/uyelik.html
(ÇEVRİMİÇİ)http://www.tfsf.org

Bu makale,
Doğuş Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi tarafından 2007 yılında düzenlenen “MEDYADA SANAT ve ESTETİK adlı sempozyumda bildiri olarak sunulmuştur.

01 Kasım 2007 Perşembe

NEDİR ŞU BELGESEL FOTOĞRAF DEDİKLERİ?

Bu ülkede yıllardır fotoğraf sergileri açılıyor. Genelde de bu sergiler 2 bölüme ayrılıyor. “Belgesel” ve “Deneysel”…Özellikle deneysel olarak adlandırdığımız bölümün içine son yıllarda bilgisayar yani batılıların “Computer Art” dedikleri kısım da giriyor. Tabii ki benim sizlerle paylaşmak istediğim bölüm deneysel bölümü değil, belgesel bölümü…

Yukarıda da belirttiğim gibi yıllardır açılan bu sergilerin sahipleri, çalışmalarını belgesel olarak sunuyorlar. Gelen yeni kuşak da, bu yolla hareket ederek benzer çalışmalarına “belgesel fotoğraf çekiyorum” diyerek devam ediyorlar. Yani başlangıçta yapılan hataya yeni kuşak da bilmeden devam ediyor. Oysa bilen biliyor ki; yapılan çalışmaların birçoğu belgesel fotoğraftan daha çok, foto-avantür yani gezi fotoğrafçılığı dediğimiz (buna görüntü avcılığı da diyebilirsiniz) tek tek fotoğrafların biraya getirilmesine dayanıyor. Yani fotoğrafçı elindeki ekipmanla dağ taş tepe, sokak-sokak cadde-cadde dolaşıyor ve önüne gelen ışığı formu yerinde objeleri kompozisyon kurallarına da uyarak çekiyor. Bunun adına da bilmeyerek “ben belgesel fotoğraf çekiyorum” diyerek bir ad koyuyor.

Yanlışlığın başlangıcı tabii ki yıllar önceki yapılan çalışmalara konulmuş yanlış saptamalardır. Belirtmemde fayda var; ben de zaman zaman bu tip çalışmalar yapıyorum ve bu çalışmalardan çok büyük zevk alıyorum. Elimdeki ekipmanımla yukarıda belirttiğim özelliklere dayanan fotoğraflar çekiyorum. Hatta bunlarla 2 tane sergi bile açtım (mimariler, detaylar) Yani kesinlikle bu tip çalışmaları küçümsüyor ya da yok sayıyor değilim. Sadece adlandırmaların yanlışlığını belirtmeye çalışıyorum.

Doğal olarak bu satırları okuyanlar “Madem bu çalışmalar belgesel değil, o zaman belgesel fotoğraf nasıl oluyor?” diye bir soru sorabilirler… Ya da “Nedir belgesel fotoğraf?”, “Nasıl hazırlanır?”, “Proje nasıl yapılır?” diye sorularını çoğaltabilirler. Belgesel fotoğraf belli bir konuyu sınırlı sayıda fotoğraf karesi ile bir hikaye biçiminde izleyiciye aktarmaktır. Fotoğrafçının konuya yaklaşımında bir sorunsalı vardır. Yani fotoğrafçı konuya bir hikaye giydirir. Fotoğrafçı, kafasındaki hikayeye göre bir anlatım biçimi geliştirir. Ardından konu ile ilgili dokümanları toplar. Onları okur. Daha sonra o konu ile ilgili çekilmiş fotoğraflar varsa onları inceler. Konu hakkında ışık ve form biçimini belirler. Mekanları araştırır bulur. Bu konuda çok uzun süre de sürse istihbarat, yani bilgi toplar. Mekanları gezer. Mekanlardaki olası fotoğraf için kötü olan sorunları (ışık gibi) saptar ve nasıl, hangi ekipmanlarla bu sorunları aşacağını hesaplar. Mekanlarda fotoğraf makinesini ve ilave ışık koyacaksa bunların yerini tespit eder. Ardından sakin bir kafayla olayı kaç karede anlatacağını bulur. (50 ya da 60 kare gibi) Elinden geliyorsa bunların çizimlerini yapar. Böyle bir yeteneği yoksa her karenin hikayesini (açıklamasını) bir kağıda yazar ve çekimlerinde bu noktalara dikkat etmeye çalışır. Tabii ki çekilen fotoğraf karesi hiçbir zaman önceden tasarlan sayıda olmaz, muhakkak daha fazla olur. Oturup bunların hepsinden bir baskılar yaptırıp bir masaya serdiğinde; fazlasını ya da eksiğini görerek çalışmasının hangi safhada olduğunu görür.

Bu aşamada yetkin bir insandan fikir almak da projeye katkı sağlar. Çünkü yetkin insan, onun projede göremediği eksikleri dışarıdan bir gözle görür. Görüldüğü gibi belgesel çalışma, fotoğraf makinesini alıp görüntü avcığı yapmaya benzemez. Öncesinde bir hazırlık dönemi ve zaman ayırmayı yani çalışmayı gerektirir. Onun içindir ki; tüm dünyada en saygın çalışmalar belgesel tarzda yapılan çalışmalardır. Çünkü belli bir emeğin ürünüdür. Üzerinden yıllar da geçse değeri düşmez aksine artar. Sakın unutmayın! herkesin bir ya da bir kaç tane çok iyi fotoğrafı vardır. Ama sadece çok az fotoğrafçının bir konu çerçevesinde hazırlanmış 50 ya da 60 fotoğraftan oluşan bir belgesel çalışması vardır.

Bu makale, PHOTOWORLD dergisinin 2.sayısında yayımlanmıştır.